Google+ Badge

Montag, 28. November 2016

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN'IN EŞLERİ HAKKINDA YENİ BİR ÇALIŞMA

Tarihci Sn. Salome Woronzow'un Sultan I. Süleyman'ın eşleri hakkında www.academia.edu sayfasında çalışmasını paylaşmış. Fakat araştırma almanca dilinde.

Sultan Süleyman'ın eşleriyle ilgili en detaylı çalışma olduğundan şüphem yoktur. Gerçekten çok enteresan bilgiler var ve yeni belgelerle harika bir kaynak eser. Üstelik ücretsiz olduğundan hemen okunabilir.

www.acamedia.edu sayfasından ücretsiz okuyabilirsiniz. Çalışmanın adını buraya yazıyorum:

Yazar: Salome Woronzow
Eserin adı: Sultan Suleyman I. und seine Frauen


Samstag, 26. November 2016

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN'IN KARDEŞİ HATİCE SULTAN KİMDİR?

Kanuni Sultan Süleyman'ın kardeşi Hatice Sultan'ın hayatı son dönemlerde merak edilen konulardandır. Özellikle Pargalı İbrahim Paşa ile evliliği insanların ilgisini çekmiştir. Ama bazı tarihciler Hatice Sultan'ın Pargalı İbrahim Paşa ile evlenmediğini yazıyorlar. 

Hatice Sultan'ın İbrahim Paşa ile evlendiğini söyleyenler İbrahim Paşa'nın 1524 yılında icra edilen tantanalı düğününü kaynak olarak gösteriyorlar. Gerekçe olarakta Sultan Süleyman'ın bizzat düğüne katılmasının bir Sultan düğünü olduğunu ispat ettiğini savunuyorlar. Ama Sultan Süleyman İbrahim Paşa'yı çok seviyordu ve kardeşi olarak gördüğü arkadaşının düğününe katılması çok doğaldı. Peki İbrahim Paşa Hatice Sultan ile evlenmediyse kiminle evlenmişti? 

İbrahim Paşa'nın eşi Muhsine Hatun'du. Muhsine Hatun'un kimliği de tartışılmaktadır. Bazı akademisyenlere göre İskender Paşa namında yüksek makama sahip ve Hanedanla akraba olan bir şahsın kızıdır. Şimdi o dönemlerde yaşamış iki tane meşhur İskender Paşa var:

1. İskender Paşa (ölüm 1515), Sultan Süleyman'ın kardeşi Hatice Sultan ile 1509 yılında evlenmiş.

2. İskender Çirnoyeviç (ölüm 1530), Karadağlı Prens Hanedanından olup Sultan Süleyman'ın ilk eşi Mükrime (Mükerrem) Hatun'un babasıdır ve 1500lerin başlarında müslüman olup Karadağ Sancakbeyi olarak Paşa ünvanı verilmiştir. Kızı Süleyman'la evlenmesinden sonra II.Bayezid İskender Paşayı Hanedandan bir prensesle evlendirmiştir. İskender Paşanın ikinci eşi olan osmanlı prensesiden beş çocuğu olmuş. 

Bu iki şahıs arasındaki benzerlikler gerçekten çok fazla. Acaba İskender Çirnoyeviç'in kızı Mükrime Hatun 1508 yılında Şehzade Süleyman ile evlenince, II. Bayezid torunu Hatice Sultan'ı İskender Çirnoyeviç ile mi evlendirdi?
Şayet İskender Çirnoyeviç Hatice Sultan ile evlendiyse o zaman 1515 yılında ölen İskender Paşa kimdir? Malum Osmanlı Tarih araştırmaları çok zordur, özellikle eski dönemler hakkında bilgi toplamak zahmetli bir iştir. Çünkü o dönemlerde 19.YY da olduğu gibi detaylı bir bürokrasi yoktu, üstelik Osmanlı'da soyadı olmadığındanda kişiler sürekli karıştırılıyor. Ahmet oğlu Mehmet, Mehmet oğlu Ahmet ile bir yere varılmıyor. Bu yüzden Hatice Sultan'ın eşi olan İskender Paşa'nın 1515 yılında ölen kişi olduğunu düşünmüyorum. Hatice Sultan'ın eşi İskender Çirnoyeviç idi! Tarihlere bakarsanız sizde bu gerçeği göreceksiniz.

Hatice Sultan'ın İskender Çirnoyeviç'ten beş çocuğu oldu:
  1. Mehmet Şah Bey (1515 - 1540'dan sn.)
  2. Süleyman Bey (1514 - 1530'dan sn)
  3. Nefise Hatun (1512 - 1564)
  4. Ali Bey (1511 - 1545'den sn.)
  5. Kara Osman Şah Paşa (1510 - 1568) Teselya beyi olarak Tırhala'da oturdu ve Tırhala'ya Medrese, Camii, Mektep, Çeşme, Köprü, İmaret, Han ve Hamamlar yaptırarak ilim ve kültür şehrine çevirdi. Tırhala'da ki muazzam bir Sarayı vardı ve orada öldü. Ayrıca Kara Osman Şah Paşa'nın Teselya beyi olarak tayin edilmeside İskender Çirnoyeviç'in oğlu olduğunu kanıtlıyor. Çünkü Tırhala o zamanlar Karadağ'ın başkenti olan İşkodra'ya yakın bir şehir olduğundan İskender Çirnoyeviç'in oğlu'nun yakın bir yere tayin edilmesini istemiş olması kuvvetle muhtemeldir.
Bu durumda Muhsine Hatun, İskender Çirnoyeviç ve Hatice Sultan'ın kızı mı idi? Hayır değildi, çünki Muhsine Hatun'un baba adı Topkapı Sarayı Arşivinde bulunan belgelerde Mustafa yazıyor.
Muhsine Hatun'da bir karıştırmaya maruz kaldığı görülmektedir; Muhsine Hatun Çerkes Mustafa Paşa'nın kızıydı. Çerkes Mustafa Paşa'da Sultan Süleyman'ın kayınbiraderiydi, yani Muhsine Hatun Mahidevran Sultan'ın özbeöz yeğeni idi. Zaten bu aile bağları yüzünden Pargalı İbrahim Paşa'nın neden sürekli Mahidevran Sultan ve Şehzade Mustafa taraftarı olduğunuda açıklıyor.
Üstelik Pargalı İbrahim Paşa eşine yazdığı mektuplarında her seferinde annesine, Fatı Hatun ve Hafsa Kadın'a selamlarını iletiyor. Muhsine Hatun'un kızkardeşi Hafsa Hatun'du ve Fatı Hatun'da Karagöz Ahmet Paşa'nın eşi Şahıdevran Hatun'un asıl ismiydi.

Şimdi tekrar Hatice Sultan'a dönelim. Hatice Sultan eşi İskender Çirnoyeviç'in 1530'da ölmesinden sonra İstanbul'a döndü ve orada 1582 yılında öldü. Kabri Sultanselim Camii Şehzadeler Türbesindedir.

Freitag, 25. November 2016

II. ABDÜLHAMİT'İN ANNESİ ERMENİ Mİ İDİ?

II. Abdülhamit'i sevmeyenler annesi Tirimüjgan Kadınefendi'nin aslında Virjin adında bir Ermeni kızı olduğunu ve Trabzon esir pazarından Saraya girdiğini söylüyorlar. Uzun süre bu iddia esas alındı. Ama Abdülhamit'in kızı Ayşe Osmanoğlu hatıralarında babaannesi Tirimüjgan Kadınefendi için Çerkes Şapsıh boyundan olduğunu yazıyor. Peki hangi bilgi doğru?

19. YY'da Osmanlıya göç etmiş Çerkeslerin soyu bugün devam ediyor. Özellikle Sarayla akrabalık kuran Çerkes, Abaza ve Gürcü ailelerin torunlarına ulaşmak mümkün. Bu yüzden Tirimüjgan Kadınefendi'nin ailesine müracaat etmek en doğru yoldur.

Tirimüjgan Kadınefendi'nin kardeşi Mehmet Bey'in soyundan gelen Sn. Cemil Akağu bize ailesinin seceresini illeti ve bir açıklama yazdı. Sn. Cemil Akağu'un yazısını buraya ekliyoruz:

Saygıdeğer Melike Hanımefendi,
ailemize karşı gösterdiğiniz ilgiye istinaden ve telefonda da konuştuğumuz gibi size ailemize ait bilgileri gönderiyorum.
Ailemiz, Çerkeslerin Şapsuh boyundan olan Akağu sülalesine mensup, zaten bizde Soyad kanunu çıkınca Akağu adını aldık.
En geride bildiğimiz ve burda İstanbul Nüfusunda kayıtlı dedemiz Akağu Mehmet Bey'dir. Nüfus Kayıt Örneğinde Mehmet Bey'in baba ismi Ahmet yazıyor, ama asıl Çerkes ismi Beğkan Mirza'dır. Mehmet Bey'in doğum tarihi Nüfusta 1824 diye kayıtlı. Ablası Tirimüjgan Kadınefendi'nin doğum tarihi ise eski Veraset ilamlarında 1823 diye yazıyor. Ama kaynak kitaplarda 16.8.1819 olarak belirtilmiş, bence bu tarih doğru değil, Çünki aile içinde anlatılanlara göre Tirimüjgan 15 veya 16 yaşındayken, Abdülmecit yeni tahta çıktığında evlenmiş. Abdülmecit 1839 yılında tahta çıktığına göre bizim kayıtlarda bulunan tarih doğrudur.
Babamın anlattıklarına göre Tirimüjgan Saraya 7 veya 8 yaşında girmiş ve İkinci Mahmut'un kızlarından Mihrimah Sultan'ın yanında büyümüş. Çünki Mihrimah Sultan'ın anneside Çerkesmiş ve Akağu Beğkan Ahmet Beyin de akrabasıymış. Mihrimah Sultan genç yaşında ölüncede Bezmialem Sultan'ın hizmetine girmiş. Sultan Abdülmecit tahta çıktığında da Bezmialem Sultan Tirimüjgan'ı oğluna vermiş.
(...) Tirimüjgan Abdülmecit'le evlenmesinden sonra Kafkasya'da bulunan ailesini arattırıp kardeşlerini İstanbul'a getirttirmiş. Babası o sırada yaşamadığından annesi gelip Saray'da yanında oturmuş ama çok uzun yaşamamış, kızının ölümünden bir kaç sene sonra ölmüş. Tirimüjgan'ın kardeşlerinden Mehmet Bey de İstanbul'da Askeriyeye girip orda eğitimini almış. Diğer kardeşleriyle ilgili fazla bilgimiz yoktur, yanlız bir kızkardeşi olduğunu biliyoruz, buda daha sonra Abdülhamit'in teyzesi olarak yanında oturmuş ve yanlış hatırlamıyorsam o tahta çıkmadan önce ölmüş.
(...) Sultan Hamit'in dayısı Akağu Mehmet Bey'in Nüfusta ölüm tarihi yazmıyordu, sadece Ölü diye belirtilmiş, biz sonradan araştırdık ve eski Nüfus kayıtlarında 1889 yılında öldüğünü tesbit ettik. Mehmet Bey'in üç eşi vardı, üçüde Çerkesti ve Sarayda yetişmiş hanımlardı. Sultan Hamit tahta çıkınca dayısına vazife vererek Selanik'e göndermiş. Mehmet Bey orda hastalanıp ölmüş ve Selanik'e defn edilmiş. Ama tesadüfe bakınız, yeğeni Sultan Hamit de dayısının öldüğü şehre sonra sürgün edildi (...)

Böylece Tirimüjgan Kadınefendi'nin Ermeni olmadığı kanıtlanmıştır! 

Sn. Cemil Akağu'nun bize gönderdiği Tirimüjgan Kadınefendi'nin kardeşi Akağu Mehmet Bey'in Nüfus Kayıt Örneği. ©Cemil Akağu


Montag, 14. November 2016

ŞEKERBOLU HATUN KİMDİR

Deli İbrahim'in dikkat çeken gözdelerinden biri Şekerbolu Hatun'dur, çünki Saraya girişi bir ayaklanma yüzünden olmuştur.

Abaza asıllı ve Halime Sultan'ın yeğeni Lakerba ailesinden Mustafa Paşa Sivas Valisi iken 1647 yılında Gürcü prensi Georgi Saakadze'nın büyük kızı Perihan Hatun'la evlenmişti. Bu düğün çok debdebeli olduğu gibi gelinin güzelliğinden herkes mest olmuştu. Perihan Hatun'u tasvir eden Fransız Elçisi Jean de la Hay:  (...)  Mustafa Paşa'nın karısı ve Gürcülerin prensesi, duyduğumuza göre çok uzun kumral saçlı, yeşil gözlü, bembeyaz tenli ve her haliyle şahane bir kadınmış. Mustafa Paşa da kafkasyanın Abaza denilen ırkındandır ve babasıda orada çok nüfuzlu bir prensmiş. Zaten bu yüzden Prens Georgi Saakadze kızını Paşaya vermiştir (...) yazmış.

Deli İbrahim de Perihan Hatun'un güzelliğinden haber almış ve derhal Varvar Ali Paşa'dan Perihan Hatun'un kendisine getirilmesini emretmiştir. Namus ve ahlak kurallarına aykırı olan bu emire Varvar Ali Paşa karşı gelerek Padişah'a isyan etmiştir. Bunun üzerine Deli İbrahim, Perihan Hatun'un kocası İbşir Mustafa Paşa'dan isyanı bastırarak Varvar Ali Paşa'nın kafasını getirmesini emretmiştir. Eşinin namusunu savunan Varvar Ali Paşa, İbşir Mustafa Paşa tarafından öldürülmüştür ve kafasıda Sultan İbrahim'e gönderilmiştir. 
Deli Padişahın sinirini yatıştırmak içinde Varvar Ali Paşa'nın kafasıyla beraber Perihan Hatun'un küçük kız kardeşi Cihan Hatun'u da hediye olarak Hükümdara sunmuştur. Sultan İbrahim hem isyancı Ali Paşa'nın kafasından ve çok güzel olan Cihan Hatun'dan çok memnun olmuştur. Bunun üzerine İbşir Mustafa Paşa'da ödüllendirilmiştir.
Güzeller güzeli Cihan Hatun'da padişah gözdesi olmuştur. Deli İbrahim yeni gözdesine Şekerbolu ismini koymuştur.
Ama Şekerbolu Hatun sadece birkaç ay İbrahim'in en sevgili gözdesi olarak kalabilmiş ve Padişah'ın 1647 yılının kışında Hümaşah ile tanışması ve 10 Aralık 1647 tarihinde onunla evlenmsiyle gözden düşmüştür. 
Şekerbolu Hatun'un ablası Perihan Hatun ise namusunu koruyabilmiştir. Fakat İbşir Mustafa Paşa 1652 yılında I. Ahmet ile Kösem Sultan'ın kızı Ayşe Sultan'la nişanlanınca Perihan Hatun'u boşamıştır. Bu olaydan sonra eski kocası tarafından Tokat'ta kendisine tahsis edilen bir Konak'ta geri kalan hayatını geçirmiştir. Perihan Hatun Tokat'ta ölmüştür ve Zencirli Camii Haziresine defn edilmiştir.
Şekerbolu Hatun ise Sultan İbrahim'in 1648 yılında öldürülmesinden sonra diğer Harem erkanıyla beraber Eski Saraya gönderilmiş ve hayatını orada tamamlamıştır.

Donnerstag, 3. November 2016

MELEKİ HATUN'UN ÖLDÜRÜLMESİ

Kösem Sultan'ın en sadık hizmetlisi ve Saray'ın Baş Hazinedarı Meleki Hatun'un ihaneti sonucu Kösem Sultan öldürülmüştür. Şayet Meleki Hatun, Sultan IV. Mehmet'in öldürülmesi planını Turhan Sultan'a ihbarlamasaydı, o zaman hem IV. Mehmet hemde annesi Turhan Sultan öldürüleceklerdi. 
Kösem Sultan son an'a kadar kimin kendisine ihanet ettiğini bilmedi ve öğrenemedende öldürüldü. Peki Meleki Hatun neden efendisi Kösem Sultan'a ihanet etmişti? Şan ve şöhret için mi yoksa başka bir sebepten mi efendisini sırtından hançerlemişti? Aslında Meleki Hatun şan ve şöhret için yaptığı söylenemez, çünki zaten şanı ve şöhreti vardı, devletin en zengin ve en kudretli kişilerinden biriydi. O zaman neden ihanet etti? Bu sorunun cevabını Venedik Elçisi Giovanni Cappello 1652 yılında şu şekilde vermiş:
(...) Sarayın baş nedimelerinden olan Arnavut kadın, çocukluğundan buyana büyük hürmet ve sevgi ile bağlı olduğu Sultan'a (IV. Mehmet kastediliyor) zarar gelmesine gönlü razı gelmediğinden, çok sevdiği efendisi Büyük Sultan Kadın'ı Mehmet'in annesine ihbarlamış (...)

Kösem Sultan'ın öldürülmesinden sonra Turhan Sultan Meleki Hatun'u gene Baş Hazinedar olarak makamında bırakmış ve onu altınlara boğmuş. Ama Meleki Hatun ihanetinin bedelini çok ağır ödemiştir. 1656 yılında Vakayı Vakvakiye olarak tarihe geçen ayaklanmada kocası Şaban Ağa ile beraber Yeniçeriler tarafından parçalanmıştır. Bu olayı Fransız Elçisi Jean de la Hay 1656 yılında şöyle anlatıyor:
(...) gözü dönmüş Yeniçeriler Sarayı bastıklarında Arnavut kadını ve kocasınıda ellerine geçirmişler. Bunlarla beraber Mehmet Paşa'nın karısı olan Arnavut kadın'ın kızkardeşi ve yeğeni İbrahim Ağa'yıda bir avluya götürüp cümle alemin gözünün önünde başlarını kesmişler. Arnavut kadını en son idam etmişler. Kocasını, kız kardeşini ve yeğeninin öldürülmesini görünce feryad edip tanrısına dua etmiş. Sonra Arnavut kadının başını kesmişler. Ama kadının başını kesmek isteyen Cellat baltayı kadının arka kafasına indirmiş, açılan yaradan etrafa kan fışkırmış, ancak ikinci defa baltayı indirdiğinde kadının başı gövdesinden kesilmiş. (...) Yeniçeriler öldürdükleri Saraylıların başlarını meydanda bir ağaca asıp gövdelerinide bu ağacın dibine bırakmışlardır. Günlerce ibret olsun diye kanlı başlar ağaçta rüzgarlarla sallanırken gövdelerde ağacın dibinde kalmıştır (...)

Ne kadar feci bir son. Meleki Hatun'un ve akrabalarının cesedleri sonradan yakınları tarafından İsyancılardan satın alınarak defn edilmiştir.

Mittwoch, 19. Oktober 2016

OSMANOĞULLARINDA DELİLİK

Osmanoğullarında psikolojik dengesizlik yaygın bir hastalık mı idi? Kaç tane Padişah ruhi bunalım sonucu deli olmuştu? 
Bilinen deli Padişahlar:
  • I. Mustafa
  • İbrahim
  • V. Murat (sonradan iyileşmiştir)
Bunlar sadece bilinenlerdir, ama bilinmeyenler de vardır, örneğin Şehzadeler arasında da ruhi bozukluk yüzünden deli kabul edilen Prenslerde vardı: Örneğin Yusuf İzzettin Efendi. Her ne kadarda akıllı ve çok bilgin bir Şehzade olarak kabul edilsede, çok evhamlı olduğu ve korku içinde yaşadığı biliniyor. Çünki babası Sultan Abdülaziz devrim sonucu öldürüldüğünden, kendisininde katledilmesinden çok korkuyordu ve hayatı boyunca zehirletileceğini düşünüyordu. Bu yüzden Sarayında çok titiz bir protokol hakimdi. Bu derin korku yüzünden ruhi bunalım geçirmişti. Ama gerçektende Yusuf İzzettin Efendi İttihatçıların emriyle öldürüldü.

Delilik konusunda özellikle Sultan İbrahim'in yaptıklarını mantıkla kabul etmek mümkün değil! Örneğin:
  • Edirne Sarayında bir Saray eğlencesi sırasında şöminede yakılan odunları beğenmediğinden İstanbul'dan odun getittirdi.
  • Sabah çok erken tahtırevan ile şehirde gezmelere çıkıyordu ve bu gezintiler sırasında başka bir arabaya rastladığından şehirde arabaları yasakladı. Ama bu yasağa rağmen bir başka arabaya rastlayınca, emrinin uygulanmadığını düşünerek derhal Salih Paşayı çağırdı ve onu başı aşağı ayağından bağlatarak bir kuyuda boğdurtturdu.
  • Gözdelerinden Voyvodakızı Şahnisa Hatun'un anlattığı bir hikayeden mest olduğundan gözdesinin dairesini Samur kürklerle döşettirdi.
  • Cinci hocaların yüzüne üfürmesiyle iyileştiğine inanırdı.
  • Masum olarak idam ettirdiği Sadrazam Yusuf Paşa'nın cesedine bakarak: >Ne de güzel al yanakları varmış, ziyan oldu, kıydım< demiştir.
  • Ağabeyi IV. Murat'ın öldüğü kendisine bildirildiğinde dairesinden çıkmayı kabul etmedi, ancak annesi Kösem Sultan'ın ısrarlı ricaları üzerine kapısını açtı ve ölü padişahın cesedinin getirilmesini emretti. IV. Murat'ın cesedi getirilip önünde yere koyulduğunda ağabeyisinin öldüğüne inandı ve cesedin etrafında hoplayıp zıplayıp dans ederek >Büyük Cellat öldü< diye nara atmıştır.
  • Büyük oğlu IV. Mehmet'i çocukken bir havuza attı.
  • Gözdelerinin ve Saraylılarının isimlerini Saray isimlerinden değil kafasına göre kurguladığı isimlerden seçiyordu mesela: Şekerpare, Şekerbolu, Sazlınaz, Bağdemahu, Sabahevvel, Serpapuç, Hokkafelek, Nartanesi, Laldevran, Şaşkıfelek, Ağakızı, Voyvodakızı, Paşalı, Serinci ve diğerleri.
  • Sakalına elmaslar ördürürdü ve papuçların ucuna püskül yerine elmas taşları diktirirdi. 
Bunlar sadece yaygın olarak bilinen vakalardır. Saray içinde daha pek çok tuhaf olaylara sebebiyet verdiği biliniyor.

Dienstag, 18. Oktober 2016

AYŞE HASEKİ SULTAN VE MELEKİ HATUN

IV. Murat'ın eşlerinden Ayşe Haseki Sultan ve Kösem Sultan'ın nedimesi ve baş hizmetlisi Meleki Hatun'un akraba oldukları tesbit edilmiştir. 
Ayşe Sultan Arnavut soylularından Jonima ailesine mensuptu aynı şekilde Meleki Hatun'da aynı ailenin mensubuydu. Bu durumda belkide Meleki Hatun'un katkısıyla Ayşe Sultan Saraya alınmış olabilir. Malum Saraylı Kadınlar yüksek makamlara ulaştıklarında özellikle kendi ailelerini ve memleketlilerini kayırıyorlardı. Babalarının, kardeş ve akrabalarının rütbe sahibi olmaları ve onlara yüksek miktarda maaşlar bağlattıklarıda biliniyor. Meleki Hatun'da kendi akrabası olan Ayşe Hasekiyi de Saraya kabul ettirip iyi bir tahsil almasını sağlamış olabilir. Elçi raporlarında Ayşe Haseki'nin babasının bir servet karşılığı kızını Saraya gönderdiği bildiriliyorsada, Meleki Hatun'un özellikle bu kızın seçilmesinde büyük katkısı olduğu yüksek bir ihtimaldir. Araştırmalarda bu ihtimalin göz önünde bulundurulması gerekir.
Ayrıca Ayşe Haseki'nin Arnavut Asilzadeler Salnamesinde yazdığı gibi ilk adının Rukiye olduğu'da görülmektedir. Zaten Arnavut asilzadeleri Arnavutluğun Osmanlı İmparatorluğunun hakimiyetine girmesinden sonra çoğunlukla Müslüman olmuşlardır. Hristiyan kalanlar ise genelde İtalya'ya göç etmişlerdir. Bu durumda Ayşe Sultan'ın da Jonima'ların müslüman olan aile kolundan geldiği anlaşılıyor.
Ne yazıkki bir dönem bazı saçma bilgilere göre Harem'e yanlızca gayrimüslim kızların alındığı söylentisi yaygınlaşmıştı, ama bu doğru değildir! Müslüman olan kızlarda Harem'e kabul ediliyorlardı. Örneğin son dönem Osmanlı'da Harem de yaşamış bütün kadınlar müslüman ailelerden geliyorlardı. Tabii önceki dönemlerde gayrimüslim ailelere mensup kızlarda vardı, yani Harem mensubatı hem aslen gayrimüslim hemde müslüman kişilerden oluşuyordu, ama son dönemde artık tamamiyle müslüman ailelerin kızları Saraya alınıyorlardı. Mesela II. Abdülhamit'in bütün eşleri Kafkasyalı olup müslüman olarak dünyaya gelmişlerdi. Bu gerçeğide unutmamak gerekir.

Son olarak: Değişik internet sayfalarında Meleki Hatun'un ismi Melike olarak yazılmış, tabii bu doğru değildir! Meleki Hatun'un ismi Meleki'dir Melike değildir! Aynı şekilde Saçbağı Sultan'ın ismide Saçbağlı olarak yazılmış, buda doğru değildir!